4 Ekim 2017 Çarşamba

evrilememe

bayramların anlam yüklü
zamanlara rastlar çocukluğumuz...
sakız kağıdıyla oynanan oyunlara
fındıklıktaki çelik çomaka
mahalledeki mendil kapmacaya
şehre açılan atari salonuna
kaçışa rastlar çocukluğumuz...
sefaletle geçmeyen günler
eskimesin diye ayakkabı topuğuna 
çakılan nal
dayanıklı olsun diye 
isteminizin aksine 
iki numara büyük alması babamızın
ayakkabımızı.
yerli malı haftalarına götürülen
fındık ve turşu
hep bu güzel anımsanan 
bayramların zamanlarına rastlar
çocukluğumuzun..
günlerce
belki haftalarca açılamadan 
ilk sevgiliye
evlerinin etrafında dört dönmek de.
dün gibi hatırlıyorum
zam furyasında bir tarihde
maltepe 170 lira olmuştu
90 lira iken
herkes gibi babam da 
daha içmem demişti bu fiyatlarla
hala daha içiyor..
türkü söylenmişti zam zam kurşunu 
ortadirek şaban diye film
tonton diye de tiyatro
bir o kadar da ağırdı geçim 
o yıllarda
ama yine de güzel anımsarız 
geçmiş bayramlarla dolu 
çocukluğumuzu...
bazen şakalar yaptık
art niyetsizce 
kırdık arkadaşlarımızı
bazen de kaytardık okuldan
hep beraberce
yakalandığımızda öğretmenlere.
mum şeklinde de dayak yedik
sırtımızda sopa kırılarak da.
yine de güzel anımsadık
o yılları
çocukluğumuzu.
bazı zihinler acıları siler
güzel anıları belleğe atarmış
bazı zihinler de
beslenirmiş acılardan 
belki de ondandır 
güzel anımsamamız
çocukluğumuzu...
belki ondandır
her defasında yanılmamız
ve her defasında şaşırmamız
belki de 
her geçen günün
geçmişi aratmasından
ve bir türlü evrilememizdendir
kim bilir.
...................................ankara 03/10/17


19 Ağustos 2017 Cumartesi

Yaralı....

gökyüzünde bir serçe
özgürlüğün tadında
olmadan farkında
serseri bir kurşun kanadında..
düşer bir evin çatısına
zaman onarmaya yeter mi
...........................bilinmez
tüm çoşkusundan yoksun
kanadından yaralı....

bir mahallede bir ev
evin balkon demirleri üstünde
bir adam gözleri boşlukta 
geçmişinin ağırlığı altında
ezilen geleceğiyle başbaşa
bakamaz arkasına..
yüreğinden yaralı...

bir öğrenci yurdu
öğrenci yurdunun 7. kat balkonu
demirlerinde genç bir kız
umutlarından yoksun
aşk acısı çaresizlikle dağlandığında
genç yüreklerde
kurşun gibi oturur yüreğe
baş edemez hayaller gerçeklerle 
hayallerinden yaralı yüreğinde..

izmir foça komanda okulu
anne babasını bırakalı üç
bilemedin beş gün oldu mehmetler
birdoksaniki boyu mavi gözlerinde 
izmir foça komanda okulu
okulun 3. kat penceresinde
yeniköyden ankaraya ulaştı 
haberin karası olanca hızıyla
onlarca mehmet geleceğinden yaralı...(ibo için)
..............................................Ağustos 2017 Ank







14 Mart 2016 Pazartesi

ygs, ankara, patlama vs...

oğlum dün sabah ygs'ye girdi. en önemli sorunumuz buydu dün  sabah itibariyle. kaç puan alacak, nasıl geçecek, dualar, çişi gelir mi acaba, bu sene istediği yere girebilecek mi, zamanı yetecek mi falan. çıktığında yüzü gülümsüyordu, eşim ben düşüncelerde iken stresten ağlamış, iyi geçti dedi, dersane ortalamaları civarında net gelir dedi, yeter bize canın sağolsun oğlum dedim, elinden geleni yaptın, ama lys de var 2 aşamalı sınav bu, sonuç ne olursa olsun pes etmek yok dedim.tamam baba dedi. napalım nereye girmek istersin kızılaya gidelim mi dedim, yok ben her gün kızılay dayım zaten dedi, başka yere gidelim dedi, çayyoluna bir kafeye gittik. akşam 17:30 civarı döndük. kaç zamandır bira falan içmiyordu rahatlasın diye beraber içtik. arabayı şaşmaz yolunda ona verdim o kullandı. evde çay içerken haberlerde ankara kızılayda patlama, çok sayıda ölü ve yaralı haberi geçildi. daha nekadar olmuştu ki merasim sokaktaki saldırının üzerinden. hemen internete baktık twitter ve face yavaşlamıştı, sonra hepten gitti. ama oğlum yaşındaki çocukların cesetleri ayaklarında N yazılı ayakkabılarıyla bir sürü genç sabah ygs ye girmişti, stres atıyorlardı muhakkak, ama şimdi yoklardı. bu ne menem bir şeydir. oğlum kızılay'da neredeyse her gün yüksel caddesindeki dersaneye gidiyor, kızım kızılay'da meşrutiyet caddesindeki dersaneye gidiyor haftada 3 gün, benim işyerim kızılay'da hafta içi her gün iş yerine geliyorum. 

İç İşleri bakanı basın toplantısında: terörle mücadele hız kesmeden devam edeceğiz,ama böyle saldırılarda %100 başarı mümkün değil. 10 ekim ankara garı, 17 şubat merasim sokak, 13 mart güvenpark ve yüzlerce ölü ve yaralı. nasıl bir şeyle karşı karşıyayız ki %100 başarılı değiliz ama görevlerimizi yaptık, ihmalimiz yok, ama 5 ayda ankara, cumhuriyetin başkentinde beş ayda 3 bombalı saldırı yapılbildi. ne kadar güvendeyiz sayenizde. ne kadarını önlediniz de 5 ayda 3 saldırı yapıldı. düşman kimdir, nedir, amacı nedir...

AKP tandanslı hızlı uzman gazeteci Abdülkadir Selvi beyfendiler dün akşam buyurdular: terörle yaşamaya alışacağız. alışmak yaşayan canlıların hareketidir. ölen insanlar artık alışamazlar, yokturlar çünkü. enflasyon mu bu alışmak zorundayız, 90lı yıllarda böyle derlerdi ekonomistler. ama öyle olmadığını, çözümün olduğunu gördük.terörün de çözümü vardır her zaman değil mi? öyle olduğuna inanmak istiyorum. 

Bomba yüklü araçlarla saldırı. araç kayıtları tamamen devletin envanterinde.hırsızlık ve saire olduğunda izini sürebilme yeteneğine sahip devlet. benim arabam çalındığında istanbul'da polisler demişlerdi bana : sen bu arabayı unut, bulunması imkansız, ama üstten bastırırsan mümkün olabilir diye. bende EGM GMY'sine ulaşmıştım ve aynı gün akşam 17 civarı arabam bulunmuştu, hasarsızdı, GOP taki polisler şaşırmışlardı, aynı gün bulunan araba imkansız bir şeydi, nasıl yaptın diye. bir kişi bir yerden bir yere gidecekse gideceği yerlerde ya otelde ya misafirhanede  yada konu komşuda kalır, otel ve misafirhaneler emniyetin yani devletin kontrolünde olan yerlerdir. diğer yerler ise istihbarat ve muhtarlık ağıyla kolayca izlenebilir.Başkentte 5 ayda 3 saldırı ve bu kadar rahat araçlarla bombaları sokuyorlar, burda bir şeyler beni ikna etmiyor. meslek icabı soruşturma konularıyla içli dışlıyımdır. bir konu geldiğinde önce elimizde ne var diye bakarım. sonra olmayanlara nasıl ulaşırım. bilgi ve belge toplar, sonuca ulaşırım. burda sonuca  ulaşılamıyorsaya ihmal ya koruma vardır diye düşünüyorum.

Bu ülkede 700binin üzerinde asker, 250 bin civarında polis ve 10bin civarında istihbarat görevlisi var. toplam 1 milyonun üzerinde bir rakam bu. ülke nüfusu 70 milyon ise 80 kişiye 1 güvenlik görevlisi var ve güneydoğuda askerimiz sura bayrak çekti diye sevinir duruma geldik. orası bizim zaten arkadaş.güvenlik zaafiyeti olması için illede beştepe'deki saraya mı bomba atılması gerek. oğlum yada kızım yaşında gencecik hayatlar yitti gitti. bu ne acımasız bir terördür. amacı ne, kimler planlıyor, insan olmaları zaten mümkün değil, 

Arkadaş sen cemaatle işbirliği yapıyorsun, anlaşmazlık çıkıyor muhtemelen paylaşımda, beni kandırdılar diyorsun, bunlar devlete sızmış terör örgütüdür, benim suçum yok diyorsun anladık. genel seçimlerde sana oy verdiler yerel seçimlerde hdp ye oy verdiler anlaştınız, karşılığında açılım dediniz, bu sayede belediye olanakları ile şehirlerin bomba ve mühimmatlarla doldurulmasına göz yumdunuz, daha sonra anlaşamadınız, açılım olmadı sonuna kadar savaşacağız dediniz anladık. esad dostundu esed oldu, suriyenin iç işlerine karıştınız, sınır güvenliğini sağlayamadınız, daha sonra 3 milyon suriyeliyle birlikte suriyedeki terörü de ülkeye ithal ettiniz. hala daha alacağız diyorsunuz. başkenttin göbeğinde 5 ayda 3 kez bombalı saldırı oluyor. 

Zaafiyet ile ilgili olarak: ABD büyükelçiliği vatandaşlarını uyarıyor. terör saldırısı olacak diye. Eşimin öğretmen arkadaşı cumartesi face'den paylaşmış. arkadaşlar ne kadar doğrudur bilmiyorum. filipinler büyükelçiliğinde arkadaşım söyledi, kızılay'da terör saldırısı olacakmış, kızılay civarına gitmeyin diyor. ben de sonra bu uyarıyı gördüm. bunlar tesadüf olamaz. her büyükelçilik uyarmış. muhtemelen istihbaratı mitten alıyorlar, ama bu ülke kendi vatandaşlarına bir uyarıyı çok görüyor.

10 ekim saldırı sonrası şöyle demişlerdi: 400 mv verseydiniz bunlar olmazdı. aradan zaman geçti 24, star, show,kanal7 vs sürekli başkanlık sistemi ne kadar iyi, halk ne kadar destekliyor anketleri, uzman söyleşileri yayımladırlar.dün akşam ankara'nın göbeğinde bomba yüklü araç patlamış, gencecik canlar, umutlar gitmiş, bir tv kanalında başkanlık sistemini destekliyor musunuz anketi var.ne demeli...insan yaşamının hiç mi değeri yok.en önemli sorunumuz bu mu?

Roma atasözü: İs fecit huic Prodest. Kimin işine yarıyorsa o yapmıştır der, hocam Mahir Kaynak da böyle derdi çok zaman. yanlış anlaşılmasın Gazi İİBFden iktisat hocamdı Mahir Kaynak. biz daha sonra öğrendik mitçi olduğu. of..oğlum dersanede.ben iş yerindeyim.yarın  ve daha sonraki günlerde hangi yollardan gitcez, kızılay'da yada ankara'da nerelerde dolaşılmamalı, riski ne kadar indirilebilir, giden genç çocukların hesabını kim verecek.Allah belasını versin işine yarayanın da, yapanında, aracı olanında, kullananın da......Amin....

11 Aralık 2015 Cuma

sigaraya dair..

bırak diyorlar, 
mütamadiyen bırak..
bilmiyorlar ki;
nasıl da gönülden bağlandığımı
nasıl da severek içtiğimi
her zerresinden mutluluğu
yorulan zihnime 
nasıl da zerk ettiğimi
bilmiyorlar ki...

bırak diyorlar, 
mütemadiyen bırak.
bilmiyorlar ki
karşılıksız sevdiğimi
salgılanan serotoninin
çektiğim her nefesten olduğunu
bilmiyorlar ki...

9 Aralık 2015 Çarşamba

islami terör

müslümanlar için savasamayız demiş nato genel sekreteri. 11 eylülden beri bu minvalde açıklamaları ve batı dünyasının bakış açısını bu yönde kuvvetlendirecek yeterli sayıda eylem oldu çeşitli merkezlerinde. biliyoruz ki klu kluk klan amerika içindeki ırkçılık ise avrupada bu ırkçılığın ta otaçağa kadar uzanan kökleri var ve son yüzyılda mussolini ve hitlerle pik yapmış durumdaydı. geçen 60 yılda ne kadar dondurulmuş olsa da buzdolabından çıkarılacağı günü umutla beklemektedir avrupa nasyonalizmi ve ırkçılığı. kaldı ki bizim gibi 3. dünya ülkelerinden daha bilinçli bir milliyetçilik ve ümmet kültürüne sahip olduklarını söyleyebiliriz. 

ümmet kültürü açısından bakıldığında türkiye halen iran ile rusya kadar yakınlaşamamıştır. arap dünyası ise bizden çok amerika ve avrupaya yakındır. kısmi gelişmeleri dikkate almıyorum burada. süreklilik ve sürdürebilirlik önemli bu noktada. bu bağlamda türkiyenin 80den beri muhafazakarlaşması ve hiç bir zaman da örnek demokrat islam ülkesi kimliğine bürünememesi hali apaçık ortada. arap ülkeleri ve iran daha muhafazakar bir yapı istiyorlar, muhafazakarlık nerede başlayacak nerede son bulacak önemli bir nokta. kaldı ki bir iki istisna hariç islami teröre yenik düşmüş durumdalar bu ülkeler.

2015 yılında nato genel sekreterinin müslümanlar için savaşamayız açıklaması ne kadar trajik ise taliban, işid, hizbullah, müsküman kardeşler ve benzerleri örgütlerin islam adına, Allah adına savaşmaları da o kadar trajik ve üzücü. Allah yarattıklarına ihtiyaç duymaz halbuki. Galü beladan beri yani ezelden beridir bir din var olmasını diğerini yadsıyarak sürdürüyor. İslam hristiyanlığı yok sayıyor, hristiyanlık muhammedi peygamber saymıyor, ilahi komedyada muhammed cehennemin 7. katındadır dikkat edersiniz. ne kadar bilim üretirseniz üretin bu dogma ve inanç yoğunluğu siyasete,  ticarete, savaşa ve barışa yön veriyor. 

dünyada 60 ve 70 li yıllar göreli özgürlük havası ve dinin reddedilişi yıllarıydı. 80lerden sonra avrupa ve amerika da olduğu gibi çözülen rusyada kaybettiği tanrıyı yeniden buldu, ülkemizde ise ortam tamamen sığ ve sağ orta yolculara bırakıldı. son 14 senedir ve öncesinde de iktidardalar. bilim üretimi yok  ne yazık ki. ülkenin katma değerinde artış da yok.

her ne kadar hristiyanlığı reddediyorsam islamı da o kadar reddediyorum. din adına Allah adına kim olursa olsun insanların katledilmesi anlamıyorum, anlamayacağım da. dinin bir üst kimlik olması hali zaten yeterince acayip. ulus devlet çağında halen ortaçağ paradigmalarıyla hayata yön vermeye çalışmak hem batıda hem biz de ne kadar dehşet verici. kaldı ki yanı başımızda 2 milyon ıraklı ölmüş, suriye dağılmış, mısır ve saire kap karışık iken islami coğrafyada düşsen topraklarına düşeceğin iran, kuveyt, suudi arabistan, yemen ve saire kılını kıpırdatmıyorsa bu din anlayışını kökünden sorgulamak gerekmez mi. kimse islam ile terörö yanyana gelemez demesin. o zaman sorarlar adama taliban, islami cihat yada işid ne diye.

17 Kasım 2015 Salı

marlboro man and harley davidson

sinema tarihinin kötü filmlerinden biri olarak sayılabilir belki. imdb puanı 6.0 olan marlboro man and harley davidson filminden söz ediyorum. hayatımda hiç giyinmedim ama, hep filmdeki don johnson gibi giyinmek istedim, meşin yelek, gömlek, kovboy çizme ve şapka. kovboy çizmelerin en revaçta olduğu 90ların başlarında bile giymedim hiç ne yazık ki. filmin girişindeki müziği de çok severim ayrıca, bon jovi'nin wanted dead or live. ne müthiş bir bir müzik ve filmin girişine ne güzel uymuş, amerikan rüyası, görkemli şehirler, endüstri, otoyollar, özgürlük ve uyuşturucu. 

kaygısızca demir atımla gezmek isterdim bende, para sorunsalı olmadan. hep istedim şehir şehir gezinmeyi. içki zaten var, sigara da fazlasıyla.  biraz uyuşturucuya da bulaşmak fena olmazdı, en azından esrara.  ülkede gezmediğim şehir, ilçe neredeyse kalmadı diyebilirim, ama iş dolayısıyla oldu tüm seyahatler ve hep koşturmaca içinde geçti. mickey rourke filmin başında bir kasaba otelinde sabahlıyor ve erken saatlerde yola çıkıyor, iyi bir harley var altında. 2 yıl kadar başıboş nerde sabah orada akşam  geçirdiği 2 yıldan sonra dönüyor, yüzlerce mil kat ediyor, yolcuya haz veren şey varmak istediği yer değildir, sadece yolda bulunma arzusudur. don johnson bir kasaba kentinde bilardo oynuyor parasına, kavga, içilmeyen malbroro. camel olmasını isterdim. 

ve silahlar. desert eagle, çöl kartalı. vazgeçilmeyen baba yadigarı çizme. arkadaşlık, aşk, hepsi ayrılık ve özgürlük ikileminde veriliyor. belki de hep olamadığım bir tarafımı simgelemektedir bu filmdeki figürler. defalarca izledim, masal gibi gelir bana, halbuki öykü sıradan.silahlar ateş etmek içindir harley, fırlatmak için değil.asla kaçan otobüsün ve giden kadının peşinden koşmayacaksın. repliklerini de beğenmiştim maço olmasına karşın. başıboş yaşamak, kaygısız olmak, günün tadını çıkarmak yarını düşünmeden belki cazip olan tarafı budur filmin. belki biz her geçen gün daha fazla kuşatılarak, kendimizi bastırarak yaşadığımızdan ve ne yazık ki bunu ben fazla duyumsadığımdan kaynaklanıyor olabilir. benzer bir tema ölü ozanlar derneğinde de vardı, ama biraz daha sanatsal bir tarz da vermişti bu mesajı. insanı yaşadıkları mı biçimlendirir, yoksa yaşayamadıkları mı? 

4 Kasım 2015 Çarşamba

kaybettik biz....

kaybettik biz, kaybettik kaçıncı defa..her defasında yanıldım, yanıldık..sığ ve sağ parti %34lerler başlayan seçim serüvenini, %46, %49, %41 ve %49 olarak sürdürdü ve her geçen gün hayatı bize zindan ederek, yaşama ve nefes alma şansı bırakmayarak, hiç bir atamada nüfus etmemize izin vermeyerek, kamplaştırarak, türbanlı bacım, 28 şubat, cumhuriyet mitingleri, 376, anayasa referandumu, yetmez ama evet, açılım, gezi olayları, enflasyon, istikrar, kömür, bulgur, ihale, nükleer santral, köprü, tünel, havaalanı, hes, mısır, rabia, filistin, vanminüt, yedirmeyeceğiz, uzunboyluadam, reis, paralel, fetö, ergenekon, balyoz, kürt sorunu diyerek son 14 yılımıza ipotek koydu, kültürel yaşam ve sanat anlayışına yaşam şansı yok, her şey cami, namaz, çok şükür, başörtüsü eksenine oturdu, öyle yada böyle hep kazandılar ve hep kaybettik biz, belki de sığ muhalefet partilerinden dolayıdır, ama sonuç yaşam gelip geçiyor ve yaşamımızın geçmiş 14 gelecek muhtemel 8 yılı daha bunlarla geçecek, hep kendimizi kollayacağız, ve hep onları izleyeceğiz, onlar yine çok şükür diyerek fütursuzca davranacak ve ülkenin yeni sahibi bizleriz, biz yer biz içer biz hak ederiz diyecekler geçmişte olduğu gibi, şehitler çoğalacak, defakto olarak değişen rejim tamamen değişecek belki de..

kaybettik biz her geçen gün daha da kuşatılarak..ne acı ülkenin milliyetçi partisi ayrılıkçı milliyetçi partisinden daha az mv çıkardı...kazanan hep haklı mıdır, çoğunluğun azınlığa tahakkümü demokrasi midir, demokrasi bir yanılsama mıdır?kaybettik biz dostum, kaybettik. rejimler değişir, partiler değişir, ülke değişir, mevsimler, iklimler, yüzler değişir,zaman geçer, şuracıkta 60 bilemedin 70 yılımız yaşam tarzımıza ve özgürlüğümüze müdahale edilerek geçmiş olacak, ne kadar mutlu olabiliriz ki bu kertede.kendimizi daha anlatamamışken en yakınınızdaki insanlara, yaşam tarzı, hak, hukuk, özgürlük, adalet, eğitim,sağlık, gelecek kaygımızı nasıl anlatabiliriz ki geniş kitlelere.belki de biz yanılıyoruzdur, ama beni hor gören, inancımı yada inançsızlığımı sorgulayan, mezhepleri, milliyetleri sorgulayan, iş, ilişki ve hukuku buna göre yorumlayan bir anlayışla nasıl barışabilir, nasıl anlayabilir ve nasıl hoş görebilirim ki?

kaybettik biz, nedendi, nasıl oldu geç artık, birikimim de buna elvermiyor sanırım, kaybettik, ilticamı etmeli uzak diyarlara bilmem, abdülhamit, hani şu çokca övülen akp döneminde padişah isdibdat yönetiminden bunalan serveti fünuncular doğulu yaşam biçiminden bunalmışlar, uzak diyarlara özellikle yeni zelandaya göçmek istemişler, ancak başaramışlar, hep hülya olarak kalmış, aradan 100 küsür sene geçmiş, yine doğulu, skolastik yaşam biçimi dayatması, yine isdibdat, yine bunaltıcı yönetim şekli. baş örtülü  bacım mutlu olsun yeterki, en lüs arabalara onlar binsin, üst kurullara, önemli mevkilere bilgi ve yetisi çok şükür, elhamdulillah, allahuekber, ihale, hes, bölünmüş yol ile sınırlı insamlar gelsin yeter, gerisinin canı cehenneme.kaybettik biz dostumkaybettik, baykal, kılıçdaroğlu, bahçeli, büyükanıt, özkök, adoğan, koçgrubu, cemaat, pkk truva atları oldu içimizde.kaybettik....